Çocuk haklarına mı inanalım hendeklere mi düşelim?

“Nereden çıktı bu çocuklar?” Son birkaç aydır, gözüne far tutulmuş tavşanın şaşkınlığı ve korkusuyla pek çok kişi birbirine bu soruyu soruyor. Barikat kuran, hendek kazan, eylemlere katılan, çatışmanın birden bire tarafı olan bu çocuklar nereden çıktı? Cevapların ağırlığı hareketsiz bırakıyor olsa gerek cümle bir soru olmaktan uzak aslında, daha çok içinde “Mutlu, güzel günlerimizde buralar hep dutluktu” özlemini ve körlüğünü barındıran, “Ortalık zaten karışık, nereden … Okumaya devam et Çocuk haklarına mı inanalım hendeklere mi düşelim?

Neşeli günler

Küçük Enişte’nin ölmesi hiç iyi olmadı; hayra alamet değildi biliyorum.  Küçük Enişte ile birlikte sanki geçmişten, doğrusu çocukluğumdan, yeri dolmayacak bir şey daha eksildi gibi oldu. Biz o zaman 4 kardeş, bir düzine kuzen, bir de annemin yakın arkadaşı – zaten hepi topu kaç kişiydiler- Tülay Teyze’nin 3 oğlu, bir ormanın yamacına dizilmiş yan yana köylerde büyüdük.  Köy dediğim, merkezinde bir kilisenin ve onun etrafında … Okumaya devam et Neşeli günler

Çocuklar ölürken sustuk; susuyoruz

“İnsan Auschwitz’ten sonra yaşayabilir mi?” diye soran Adorno, insanlığın en büyük suçuyla insanın artık yaşamasının mümkün olmadığını yüzümüze haykırmıştı da biz  bunu unuttuk. Fıtratımızda susmak vardı, sustuk. En karanlık tarafımıza bakmak yerine, sırtımızı çevirip tam aksi yöne doğru yürüyünce, neme lazım şimdi, o uçuruma yuvarlanmayız zannettik. İçimizde en iyi niyetlileri -belki- böyle düşündü. Bazılarımız var ama, hiç az değiller ve onları ‘devlet’ diye biliyoruz, içimizdeki … Okumaya devam et Çocuklar ölürken sustuk; susuyoruz

1915 ve Yüzyıllık Sessizliğimiz

1915 kurbanlarının, yaşamış oldukları topraklarda anılma hakkını gasp eden bu bir asırlık suskunluğumuza son vermeden ‘doğru’ bir hayat yaşamamız mümkün mü? Bugün iktidarda olan İttihat ve Terakki zihniyetiyle yüzleşme ve hesaplaşma talep ederken, Ermeni soykırımına hiç değinmiyor oluşumuzun adaletsizliği ile yüzleşmemiz gerekmiyor mu artık? Tekrara gerek yok; eksik ‘adalet’ arayışı, böylesi bir tutarsızlık içine saplanmışlık adaletsizliğe tekabül ediyor.  Okumaya devam et “1915 ve Yüzyıllık Sessizliğimiz”

Kürt Sorunu ve Medya

Barış Meclisi, geçtiğimiz hafta, davet metninde özetlediği gibi “çok ağır bedeller ödenen Kürt sorununun çözümünü bir süredir konuşan Türkiye’de” medyanın soruna yaklaşımının tartışıldığı Medya ve Kürt Sorunu Çalıştayı düzenledi. Okumaya devam et “Kürt Sorunu ve Medya”

Alper Görmüş’ün Görmediği

Alper Görmüş’ün ırkçılığın, milliyetçiliğin her türlüsünün karşısında olduğuna hiç şüphe yok. Köşe yazdığı gazetenin iddialı fikriyle çelişen söyleminden sorumlu tutulamayacağı ortada. Ama iğneyi başkalarına batırmanın çuvaldızı kendine batırmak gibi bir sorumluluğu da var. Bu sorumluluğu yerine getirmek, kendi ifadesiyle “derinin altındakini fark etmek için özel çaba sarf etmek” en çok, hak ihlalleri karşısında çabalarını bildiğimiz Alper Görmüş’ten beklenir. Bizim basınımızda kuvvetli bir ırkçı damarın olduğu … Okumaya devam et Alper Görmüş’ün Görmediği