Bir haberin hikâyesi

Zorlama haberler; “Git demişler” misal, “Terörün gölgesinde yaşamları yaz.”
Yıl: 2008 kışı. Yer: Van.

Haber müdüründen peş peşe gelen telefonlar, “Onu da sor, bunu da sor!” diyor. Sorular hakikate teğet bile geçmiyor. İstanbul’da masa başında haber çoktan kurgulanmış, kurguya göre sorular hazır, yanıtlar da buna uygun olsun isteniyor. Fotoğrafların nasıl çekileceği, köylülerin objektife nasıl bakacağı da önceden belli; nihayetinde dergi bu, “görsellik çok önemli şekerim.” En seksi kıyafetlerin içinde stüdyoda poz veren mankenlerle “Kalbim boş” diye muştulayan bilmem hangi yarı ünlü oyuncunun, bir otel odasının yatağında ‘uzanmış sere serpe’ fotoğraflarının arasında Van’ın ücra bir köyündeki, konuşurken yemenisiyle ağınızı kapatan kadınların fotoğrafları sırıtmasın isteniyor.

Artos Dağı’na çıkacağız. 1990’larda boşaltılan köylerden biri Anaköy’e – anlatılana göre 5, bilemedin 8 hane – nasıl olmuşsa olmuş artık, ‘geriye göç yaşanmış’; dönenlere ses kayıt cihazını uzatıp “Peki, neden döndünüz?” diye soracağım. Neden ‘gittikleri’ pek mühim değil. Anaköy’ün adı neden Anaköy, Kürtçe ismi neymiş de neden değişmiş belli değil; Anaköy diye köy ismi mi olur, sorusu eksik. Henüz ortada hükümetin ‘çözüm’ dediği süreç yok,  gazetelerde, hazine arazisi boyutunda, “Cudi’de silah değil halay sesleri” başlıklı sipariş haberler çıkmamış. “Türkiye Türklerindir” gazetesi Şemdinli’ye plastik masa atıp ‘rahat rahat’ kahvesini içmemiş. İnsanın köpeği ısırması gibi bir vaka var elde.

Van’a gittiğimizin – ben ve foto muhabiri- daha ertesi günü, dersimizi almamız kaçınılmazdı tabii. Şöyle yazmışım:

“Niyetimiz Anaköy’e gitmek. Köylüler bunu duyunca gülerek, ‘Artos’u aşacaksınız. Eh, sizi Haziran’da bekleriz. Yol anca açılır’ diyor.”

Karın Haziran’a kadar kalkmadığı Artos’u aşamayacağımıza ise haber müdürü ikna olmuyor. O haber ne olursa olsun o haftaya yetişecek, sayfalar çoktan ayrılmış. Foto muhabiriyle beni aynı gün korucular eşliğinde jandarma karakoluna getirten ve dönüp dolaşıp “devletimize bağlılığımızı” sorgulayan onbaşı sonunda “Vallahi Artos’a çıkacaksanız çıkın da donarsınız, sizi ben bile kurtaramam” deyip üzerine gevrek gevrek gülerek “Biz gelene kadar kurtlar yer sizi” deyince haber müdürü ikna olmasa da “ölürler başımıza kalırlar” korkusundan hemen haberin kurgusunu değiştiriyor. Yapılacak o haber, kaçarı yok.

Yeni görevimiz köyleri dolaşıp  Kürtlere ‘terörist’ olmadıklarını söyletmek. Ana fikir ‘hepimiz kardeşiz.’ “Ağlatmayana da para yok.” Onbaşı da kendine iş edinmiş, bizi sürekli korucu köylerine götürüyor. Çok konuşan ve sürekli kendi şakalarına gülen onbaşı, kime ses kayıt cihazını uzatsam başımızda. Kim konuşsa gözü askerde “Kürt’üz ama PKK’lı değiliz” diyor. “Biz devletimize isyan etmeyiz” diyor. “Vallahi” diyor, “Billahi” diyor.

Görev tamam, onbaşı memnun, haber müdürü memnun. Herkes memnun.

Bir ben memnun değilim yıllardır. Haber, bilgisayardaki klasörlerin arasında  bu da bana ders olsun vesikası niyetine duruyor.

Toplam üç sayfalık metnin aralarında bir şeyler anlatmaya çalışmışım. Van’a ilk gittiğimiz akşam. Şöyle bir paragraf var:

“Gevaş’a bağlı Yemişlik Köyü’ne girmeyi deniyoruz. Köyün girişinde silahlar çekiliyor. ‘Dur’ emriyle duruyoruz. Köyün girişinde karakol kurmuş, eli silahlı, asker üniformalı beş adam, silahların namlusunu üzerimize doğrultuyor. ‘Farları söndür’ diye talimat veriyor biri. Diğeri elindeki feneri yüzümüze tutuyor. Peşinden sorgu başlıyor: ‘Kimsiniz?’, ‘Ne işiniz var burada?’ Bizi sorgulayanlar Yemişlik Köyü’nü ‘koruyan’ korucular. Köye onlar izin verirse girebiliyorsunuz. Vermeyebiliyorlar.”

Ertesi gün, sabah ezanı okunurken, korucuları atlatıp Yemişlik Köyü’ne girdik. Sonra yine baskın. “Elinde uzun namlulu silahıyla bir korucu, hiç teklifsiz odaya giriyor. Çocukların olduğu bir eve silahının şarjörünü çıkarmadan giren bir adama kimse ‘Sen kimsin ve beni neden sorguluyorsun’ diyemiyor. ‘Ne hakkın var buna’ diyemiyor.”

Bundan sonrası ise gevrek gülüşlü onbaşıyla dolaşma faslı. Bir de hiç unutmam Kazanç Köyü’ne gittiğimde, köyün girişinde birkaç genç erkekle konuşmuştum. Aralarından Hulusi – gazetecilikte adettendir “Hayallerini sor” denmiş sormuşum – “Peki iş güç? Hiç hayaliniz yok muydu, doktor olayım öğretmen olayım?” soruma soruyla karşılık vermiş: “Hayal? İş vardı da biz mi çalışmadık.”

Habere giren kısmı böyleydi de girmemiş olan kısmı, daha doğrusu sohbetin başı şöyleydi:

– Ne yapıyorsunuz burada gençler?

– Duruyoruz.

Özetle böyle.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s