Türkiye’nin Yok Saydığı Ressam: Arshile Gorky

Soyut dışavurumcu sanat akımının en önemli isimlerinden ve dünyanın tanıdığı önemli ressamlardan olmasına rağmen, Türkiye’de inkâr edilen soykırımın karanlığında kalan Van doğumlu Arshile Gorky’nin biyografisi Aras Yayınları tarafından Türkçeleştirilip bu ay yayımlandı.

Nouritza Matossian, Arshile Gorky Kara Melek kitabının önsözünde Gorky için ”Şüphe yok ki doğduğu ve on üç yaşına kadar yaşadığı ülkenin varisleri olan çağdaş Türkler de ondan tümüyle bihaberdir¨ der. Bu abartılmış bir saptama değildir. Gerçekten de onun gibi sanat tarihinde çok önemli yeri olan ressamlara, soyut dışavurumcu (abstract expressionism) akımının önde gelen çağdaşlarına kıyasla Gorky’nin hayatı ve sanatına dair Türkçe yazılmış çok fazla kaynak bulunmaz. Sanat tarihi yazılarında Gorky ”Türkiye’den ABD’ye göç etmiş bir ressam”dır. Bu bilgi eksik değil, tamamen yanlıştır ve ‘göç’ içinde ‘gönüllülük’ imasını barındırdığından soykırım gerçeğinin üstü – kasten olmasa bile – örtülmektedir. Arshile Gorky’i merak edip google’da Türkçe içerikle bir arama yapmaya kalkışırsanız karşınıza ‘hüzünlü bir hikâye’ çıkacaktır. Bu ‘hikâyelerde’ de 1915 soykırımı en fazla ”Büyük Felaket diye anılan olaylar” diye geçer. Burada bir yanlışlık yok eksiklik vardır. Gorky’nin ‘göz ardı edilişi’nin nedenini tam da burada, bu eksik bırakılmış bilgide aramak gerekir. Matossian bu göz ardı edilişin, Türklerin 20. yüzyılın başlarında, tarihlerindeki en karanlık dönemlerinden biri hakkında hiçbir şey ”bilmemelerinden” kaynaklandığını söyler ama bu göz ardı ediliş sadece ‘bilmeme’nin değil, tersine bilip inkâr etmenin bir sonucudur.     

Aras Yayınları’nın bu ay yayımladığı  Nouritza Matossian’ın Arshile Gorky Kara Melek kitabı, Türkiye’de hak ettiği ilgiyi görmeyen ressamı tanımak için önemli bir fırsat. Kitap sadece Arshile Gorky’nin sanatına odaklanan bir biyografi değil, aynı zamanda bir tarih kitabı. Matossian kitaba Arshil Gorky’nin 1900 başında doğduğu Van’dan başlıyor, sonra 1915 soykırımını, Van direnişini, 1918’de Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, yaşanan büyük kıtlığı, 1920 başlarında ABD’ye kaçan Ermenilerin hayatını, Büyük Bunalım yıllarını ve 2. Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda soykırımdan kaçanların sığındığı ABD’de şekillenen yeni sanatı anlatıyor.

Baba, anne ve Van 

1902’de (kız kardeşi Vartuş, 22 Nisan 1904 tarihini verir) Van Gölü’nün kıyısında Horkom köyünde doğan Arshile Gorky’nın vaftis adı Manug Vosdanig Adoyan’dır. Manug büyükbabasının, Vosdanig ismi ise annesi Şuşan’ın köyünün, bugünkü Gevaş’ın adıdır. Manug Vosdanig Adoyan adını, 19 yaşında (1921’de Boston’daki Güzel Sanatlar ve Tasarım Okulu’na kaydolurken) Arshile Gorky olarak değiştirir. Manug, Gorky soyadını hayranı olduğu Rus yazar Maksim Gorki’den almıştır, Arshile ismi ise saklamak zorunda kaldığı Ermeniliğine bir göndermedir; Arshile, Arşag, Ardzruni, Ardziv gibi ‘ar’harflariyle başlar.

Bir insan neden ismini değiştirir? Bu soruyu cevaplamak için Arshile Gorky’nın hikâyesini bilmek, daha doğrusu Türkiye tarihinin en karanlık dönemine bakmak gerekir. Manug, isminden çok önce babası Setrak’ı kaybeder. Çiftçi olan babası Setrak Adoyan, 1908’de, Osmanlı’nın Ermenilerden aldığı ağır vergiler nedeniyle o dönem pek çok Ermeni erkeğin yaptığı gibi çalışmak için ABD’ye ‘göç’ etmiş, bir daha Van’a dönememiştir. Manug’un ikinci ismi Vosdanig ise 1915 soykırımında yakıp yıkılan, talan edilen Van’ın enkazı altında kalır. Manug’un Vosdanigli annesi Şuan, 24 Nisan’da başlayan Ermeni tehciri ve katliamında Van direnişi sayesinde kurtulur ama Rus ordusu Van’dan çekilince bütün Ermeniler gibi çocuklarıyla Anadolu’yu terk etmek zorunda bırakılır. Şuşan, Van’dan bugün Ermenistan sınırları içinde kalan Eçmiyazin’e 200 kilometrelik zorunlu yürüyüşten birkaç yıl sonra, Türk – Rus savaşı ve Türkiye’nin sınırlarını kapatması nedeniyle Ermenistan’da yaşanan büyük kıtlıkta açlıktan ölen 200 bin kişiden biridir; toplu bir mezara isimsiz gömülür.

Gorky’nin resimlerinde, geri panda, kapı aralıklarında kaybolan, resimlerden çıkıp giden belli belirsiz bir erkek figürü kullanması, onları terk ettiğini düşündüğü babasına duyduğu öfkeye yorumlanır. Diğer taraftan annesine duyduğu özlemi, 1926’da yapmaya başladığı ‘Sanatçı ve Annesi’ (The Artist and His Mother) adlı tablosunda resmetmiştir. Gorky, soykırımdan önce ABD’deki babasına yollamak için annesiyle çektirdiği fotoğrafı resmettiği tabloda annesinin ellerini çizmemiştir. Sanat tarihçileri bunu farklı şekillerde yorumlar: Gorky ya annesinin ellerinin sıcaklığını istediği gibi resminde verememiştir veya resimde bütünlüğü sağlayamadığı için elleri çizmemiştir. Gorky’nin resimlerinde bir daha görmediği Van’ın renkleri, bahçeleri, Akhtamar’ın freskleri (Sanatçı ve Annesi tablosu kilisedeki Meryem Ana fresklerine benzetilir), khaçkarların (haç motifli oyma taşlar)  şekilleri de vardır.

Sahte bir geçmişle yaşadı

Soykırımdan sonra Yerevan’a, 1920’de ise ABD’ye kaçan Manug, Rus yönetimi altındaki Ermenistan’da olduğu gibi ABD’de de işaret parmağıyla gösterilen ”Şu Ermeniler”dendir. Aynı bugün orta sınıf şımarıklığıyla yemeğini yemeyen çocuklara Afrikalı çocukları örnek gösteren anneler gibi, 20’lerin başında ABD’li anneler yemeğini yemeyen çocuklarını ”Aç Ermenilere döneceksin” diye korkutmaktadır. Boston’da ilk özel resim derslerini aldığı öğretmeni ise Manug’a, bir Ermeni’nin ABD’de ressam olamayacağını söyler. Almanlar ve Ruslar ressamlığa layık görülür, Ermenilerin ise ait olduğu yer izbe fabrikalar, kömür ocaklarıdır. Manug, akademiye Arshile Gorky ismiyle kaydolur, herkes onu Rusya’dan kaçmış bir Gürcü, yazar Maksim Gorki’nin uzak akrabası olarak tanır. Gorky, Modern Sanatlar Müzesi’ne verdiği özgeçmişinde Nizhni Novgorod’da doğduğunu, üç ay Rus ressam Wassily Kandinsk’nin yanında çalıştığını yazar. Sanat çevresine sahte bir geçmişle girer ve böyle kabul edilir.

Gorky, 1915 soykırımından kurtulmuştur; bir kılıç artığıdır ama onun hikâyesini sadece soykırım üzerinden ele almak, kişisel hikâyesini dramatize etmek sanatına haksızlık olur. Cezanne, Picasso ve Miro’dan etkilenen ve ilk çalışmalarında bu üç ressamın etkisi görülen Gorky, 1940’ların ortalarında New York’ta ortaya çıkan Soyut Dışavurumculuk akımının önemli isimlerinden biriydi.

Diasporaların şekillendirdiği sanat

Soyut Dışavurumculuk ilk Amerikan sanat akımı olarak kabul edilir ve sanat merkezinin Paris’ten New York’a kaymasında etkili olmuştur. New York’un eski Avrupa’dan sonra dünyanın yeni sanat merkezi olması 2. Dünya Savaşı yıllarına rastlar. Almanya’da ve Fransa’da Nazilerin soykırımından kaçan yazarlar, şairler, ressamlar, aydınlar New York’ta toplanır. Josef Albers, Hans Hofmann, sürrealizmin kuramcısı Andre Breton, Max Ernst, Roberto Matta, Fernand Leger, Piet Mondrian 1940’larda New York’a kaçan isimlerdendir; bu isimler, ABD’de sürrealist ve kübist fikir ve sanatının yayılmasında ve gelişmesinde etkili olur. Denilebilir ki Soyut Dışavurumculuk diasporaların şekillendirdiği bir sanat akımıdır. 

Gorky’de bu çevrenin içindedir. Arshile Gorky Kara Melek kitabında kullanılan, Breton onuruna verilen yemekte çekilen bir fotoğrafta başta Andre Breton oturmaktadır. Diğer konuklar arasında New York’a kaçan ilk sürrealistlerden Yunanlı şair Nicolas Calas, Naziler tarafından tutuklanan ve sonra hapishaneden kaçarak ABD’ye sığınan gerçeküstücü ressamlardan Max Ernst, surrealist mimar Frederick Kiesler, Şillili sürrealist ressam Roberto Matta, 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından olan, 2. Dünya Savaşı sonrası Amerika’da pop sanatı ve kavramsal sanatın temellerini atan Marcel Duchamp oturmaktadır.

Yahudi soykırımı zamanında ABD’ye sığınan sanatçılardan önce buraya kaçan Gorky, Avrupa ve Amerika sanatı arasında bir köprü olur. Gorky, yakın arkadaşı Andre Breton’un fikirlerinden etkilenir ama Breton’un da dediği gibi Gorky, 1940’ların başından itibaren kendi tarzını geliştirmiştir. ‘Soçi’deki Bahçe’ (Garden in Sochi) resmi, kişisel tarzının örneklerindendir.

Resimlerinde kullandığı teknik kadar, şiirsel bütünlük, lirik soyutlama öne çıkar. Gorky boya işleme, ifade, incelik ve resimlerindeki derinliği ile çağdaşlarından ayrılmaktadır. Gorky’nin sanatı Amerika’da modernizmin başını çekmiş ve onu yirminci yüzyılın en önemli sanat akımına dönüştürmüştür; eserlerinin arka planda ise kayıp ve acıyı yaşamış bir kılıç artığı tarafından dönüştürülen ve tekrar kurulan zengin bir Ermeni kültürü yatar. Gorky’nin çağdaşları ve aynı zamanda rakipleri Matta, Jackson Pollock, Willem de Kooning, Rothko, Franz Kline, Clyfford, Barnett Newman, Philip Guston’dur. Willem de Kooning, Gorky’nin sanatından etkilenen ve taklit eden isimlerdendir.

Gorky,40’lı yaşlarından sonra ağır hastalıklar geçirir, karısı Agnes Magruder onu en yakın arkadaşıyla aldatır, son olarak trafik kazasında boynunun kırılır, yatağa bağımlı hale gelir. Bütün bu trajediler nedeniyle yaşadığı büyük çöküşle Gorky, 22 Temmuz 1948’de ”Hoşça kalın sevdiklerim” yazdığı bir mektup bırakarak intihar eder.     

Manug Vosdanig Adoyan ya da Arshile Gorky, William Feaver’ın Şubat 2010’da The Guardian’da yazdığı gibi ”Amerika’nın en büyük ressamlarından”dır. Yaşarken eserleri Modern Sanatlar Müzesi tarafından satın alınmış ve sergilenmiştir. Gorky, sanatıyla sadece çağdaşlarına değil, sonraki nesillere de ilham vermiş, taklit edilmiştir. Resimleri dünyanın en önemli müzelerinde sergilenmektedir.

Künye

Arshile Gorky Kara Melek

Nouritza Matossian

Aras Yayınları

Kasım 2011, s. 666

 Agos Kitap/Kirk’in Kasım 2011 sayısında yayımlandı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s