Sorunumuz hoşgörüsüzlük mü?

Slovaj Žižek, Ahir Zamanlarda Yaşarken kitabında, içinde yaşadığımız kolektif fetişist inkar döneminden çıkış için farkındalığımızın en temel koordinatlarını değiştirmeyi, ‘söylediğimiz şeyi kast etmeyi’ öneriyor.

Sondan başlayalım; Slovaj Žižek’in Ahir Zamanlarda Yaşarken kitabı,‘İlginç Zamanlara Hoşgeldiniz!’ başlıklı sonsöz ile noktalanıyor. Çinliler, birinden gerçekten nefret ettiklerinde ona şöyle bir beddua okurlarmış: ”İlginç zamanlarda yaşayasın!” Žižek, tarihte bu ‘ilginç’ zamanların milyonlarca insanın mağdur olduğu savaş, kargaşa ve iktidar mücadelesi dönemleri olduğunu ama artık yeni bir ilginç zamana yaklaştığımızı söylüyor. Bugün ekonomik krizin bir hayat tarzına dönüştüğü döneme girmiş bulunuyoruz: Artık herşeyin ‘normal’e döneceği vaadiyle kendimizi avutmamız (avutulmamız da) mümkün değil.

Kitabın ‘Gökkubedeki Manevi Şeyler’ başlıklı girişine gelirsek, Žižek, bugün hepimizin kolektif olarak fetişist bir inkar döneminde yaşadığımız teşhisini koyarak, buna çözüm olarak peşinen farkındalığımızın en temel koordinatlarını değiştirmeyi öneriyor. Psikolog Elizabeth Küber-Ross’un ‘kederin beş aşamasını’ anlattığı şemasına atıf yaptığı beş ana bölümden oluşan kitapta Žižek, koordinatlarımızla oynama işine girişiyor. Kübler – Ross’un şamasına göre, örneğin ölümcül bir hastalığa yakalanacağımızı öğrendiğimizde önce inkar (durumu kabul etmeyi reddederiz); öfke (inkar edemediğimizde patlarız); pazarlık (olacakları erteleyebileceğimizi ya da durumun etkisini azaltabileceğimizi umarız); depresyon (”nihayetinde öleceğim neden uğraşıp durayım”) ve kabul (”ölüme direnemem bari kendimi hazırlayayım”) evrelerini yaşarız.

Žižek bu ana bölümler altında sırasıyla ideolojik hasıraltı edişleri; küresel şiddete karşı girişilen şiddetli protestoları; siyasal iktisadı; yaklaşan felaketin daha az aşina olduğumuz veçhelerinin etkilerini; özgürleştirici öznenin özelliklerini çözümlüyor.

Judith Butler’in onun için sarf ettiği ”Slovaj için Lacan ve Hegel tartışmak nefes almak gibidir” sözünü boşa çıkarmıyor Žižek: Lacan’ı arkasına alarak Mao Zedong’un sözlerini yorumluyor, Jim Carrey’in oynadığı The Mask/Maske, Süperman ve Batman karakterinin yüzündeki maskeleri indiriyor, WekiLeaks’i örgütleyen Julian Assange’nin Christopher Nolan’ın Kara Şovalyesi’ndeki Joker’in gerçek hayattaki muhadili olduğunu söylüyor, Kant’ın Daimi Barış adlı denemesinden Tony Blair’in Habermas’ı bir yemekte gizlice ağırlamasının anlamına odaklanıyor.

Žižek, Mao’dan alıntılayarak ”Bir şey diyorlar ama başka bir şey kast ediyorlar” diye betimlediği Sol’a ve radikal entelektüellere eleştirisini yöneltmeden de durmuyor. Bir şey söyleyip başka bir şey kast etme meselesine odaklanırsak, ‘hoşgörü’ ve ‘çokkültürcülük’e değinmden geçemeyiz. Žižek ”Şahsen doğrudan hoşgörüye değil, ırkçılığın günümüzde otomatikman hoşgörüsüzlük sorunu olarak algılanmasına karşıyım” diyerek başlatıyor tartışmayı ve soruyor: Bugün neden pek çok sorun eşitsizlik, sömürü ya da adaletsizlik sorunu olarak değil de hoşgörüsüzlük sorunları olarak görülüyor? Bu sorunlara karşı neden özgürleşme, siyasi mücadele ve hatta silahlı mücadele öne çıkarılmıyor da hoşgörü öne çıkarılıyor?

Žižek ‘hoşgörü’nün temelinde iddia edildiği gibi tekkültürlülüğün yani ”Bizim gibi olun” buyruğunun yatmadığını tam aksine sözkonusu olanın bir tür kültürel apartheid olduğunu iddia ediyor. Ona göre ”Bizim gibi olun” talebi, bir üst ben talebidir ve açıkça ”Öteki gerçekten bizim gibi olmaya muktedir değildir” buyurmaktadır. Sonuç olarak üst ben, ”Başkaları bize yaklaşmamalı, hayat tarzımızı korumalıyız” düsturuyla kültürel apartheid yaratır.

Burada Žižek açıkça Teun van Dijk’ten ödünç alırsak ‘elit söylem ve ırkçılığın reddine’ ilişkin bir analiz yapıyor. Žižek’in ırkçılığın kaba haritasını ‘İnkar’ başlıklı bölümde çıkarması da tesadüf olmasa gerek. Günümüzde üç tür ırkçılık olduğundan bahsediyor Žižek ve sıralıyor. Birincisi sahici olan, yani Batılı, uygar, demokratik değerler adına yapılan ırkçılık; Öteki’ni hiç utanıp, sıkılmadan reddediyor. İkincisi ‘düşünsel’, siyaseten doğrucu ırkçılık; burada tarafsız, iyiliksever gözlemci konumunda rahatça oturup, dünyada ya da yanıbaşımızda olan ‘feci’ şeyleri (Türkiye’den örnek verirsek Kürtlerin eşitlik mücadelesini) haklı bir sıkıntı içinde izlerken, ırkçılığı Öteki’ne (bizim örneğimizde Kürtlere) atfedebiliriz. Son olarak Öteki’nin egzotik sahiciliğine methiyeler düzen, tersyüz edilmiş ırkçılığı sayıyor Žižek. Yine Türkiye’den örnek verirsek, ”Ermeni komşularımız çok iyi insanlardır” söylevine girebiliriz.

Žižek’e göre – sönsözünde tasvir ettiği – yeni ilginç zamanların, süregelen rahat öznel konumları (o burada özellikle radikal entelektüelleri anar) sarsacağı açıktır. Şu durumda yapılması gereken kolektif fetişist inkar döneminden çıkmak için farkındalığımızın en temel koordinatlarını değiştirmek, Mao’nun ”Solcular bir şey diyorlar ama başka bir şey kast ediyorlar” sözünü tersine çevirerek ‘söylediğimiz şeyi kastetmek’ olmalıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s