Bir Dönem İki Kadın

Dünyanın ve Türkiye’nin 1940’lardan günümüze siyasal olaylarına tanıklık etmiş, bizzat yaşamış iki kadın: Oya Baydar ve Melek Ulagay, yaşadıklarını birbirlerine anlatarak ortaya bir kitap çıkardılar.  Baydar ve Ulagay Can Yayınları’ndan ‘Bir Dönem, İki kadın’ adıyla yayınlanan kitabı ve hayatlarından parçaları anlattı….

Kitapta “bu kez tarihi kadınlar yazıyor” demişsiniz…

Oya Baydar: Siyaseti değil hayatı anlattık. O siyasetin içinde nasıl yaşadığımızı…
Kitabı yazarken “Arkadaşlarımız küsmesin” diye bir endişeniz oldu mu?
Melek Ulagay: Kimsenin küseceği bir şey yazmadık ki.
O.B.: Kitabın sonunda “Şimdi biri burjuva, diğeri küçük burjuva iki kadın oturmuş dönek dönek anlatıyorlar” diyecek kimileri diye yazdık. Olsa olsa bu söylenir. Kem söz de söyleyeni bağlar.
Kitap çıkar çıkmaz Ertuğrul Özkök, İlhan Selçuk’un cenazesi için “Ergenekon resmi töreni gibiydi” benzetmenizi eleştirmiş…
O.B.: O, yazıyı okumadım.450 sayfalık bir kitaptan o üç satırı cımbızlamak gerçekten marifet. Kimin kafası nereye takılıysa orada kalıyor. “Davanın  sanıklarından bir paşa geldiğinde ayakta kahraman gibi alkışlanmış” demişim, “suçlu” dememişim ki davaya müdahale olsun.  Öyle bir dava var, bunu inkar mı edeceğiz.
 
Kitapta anlattığınız dönemler günümüze benziyor mu?
O.B.: 27 Mayıs 1960 darbesinin hemen sonrasındaki dönem bu güne çok benziyordu. O cepheleşme, gençliğin hali bugüne benzer.
Darbenin hemen öncesindeki ortam da benzemiyor mu?
O.B.: Evet, çok benziyor.
Melek Hanım, sınıfta ailesi Demokrat Partili (DP) arkadaşlarınıza “Bunların asıldığını da göreceğiz” demeniz nasıl bir ruh hali?
M.U.: Söylediğim çok kötü. Çok gençtim, ortaokuldayım. O günkü atmosfer beni nasıl etkilediyse… Sanırım Halk Partili ailemin rolü var. Darbe olduğunda çevremdekiler  ‘iyi oldu’ deyince sanırım havaya girdim. Ama yaptığım çok kötü, insan babası Yassıada’ya gönderilen birine böyle bir şey der mi? Sonraları çok üzüldüm.
O.B.: Melek o zaman çok küçükmüş. Havaya kapılıyorsunuz. O hava da yaratılıyor. Şimdi de yaratılıyor ya… 27 Mayıs öncesi “gençleri kıyma makinelerinden geçirip öldürüyorlar” diye söylentiler çıkmıştı. Bu iddia gazete manşetlerine çıkıyordu, az buz değil. Bu söylentileri de darbeci çevreler çıkarıyordu.
Kim onlar?
O.B.: Zihniyet olarak ve statü olarak bugünkünden çok da farklı değil. Ordudaki ve sivil bürokrasideki devletçi, vesayetçi elitler. Arkalarında da CHP. Öyle bir hava yaratılıyordu ki, hepsi aslında iyi niyetli olan, vatanının, halkın kurtuluşunu isteyen gençler, “vatan elden gidiyor” manipülasyonundan etkileniyorlardı. “Yeter!Söz milletindir” diye seçim kazanmış Demokrat Parti iktidarı “karşı devrimci” sayılıyordu. DP de son dönemlerinde muhalefet üzerinde otoriter, baskıcı politikalar uygulamaya başlamıştı. Ama darbe ile değil seçimle değişmesi gerekirdi. Yargı, üniversite ve ordu “Bu DP gitsin de, nasıl giderse gitsin” diye düşünüyordu.
“Üniversitelerde öğrenci mahkemeleri kuranlar şimdi Ergenekon davasının avukatları” yazmışsınız. Kim bunlar?
İsim vermeye hakkım olmadığını düşünüyorum. Mesele zihniyette ve o zihniyetin devamlılığında.
O zaman solcu olduğunu söyleyenlerin bu gün Ergenekon davası sanığı olduğunu görüyoruz. Oradan buraya nasıl gelindi?
O.B.: Sol kavramı aradan geçen zamanda çok bulanıklaştı. Bizde geleneksel solun, ulusalcı ve antiemperyalist bir damarı vardır. Kurtuluş savaşından çıkma bir soldur bu. Aynı zamanda da, o dönemlerde dünyada da yaygın olan  toplum mühendisliği ve vesayetçilik de… Aslında niyet kötü değildi.  “Vatan ve halk nasıl kurtulur” sorusuna cevap aranıyordu. Halka ve demokrasiye güvenilmediğinden bu sorunun cevabı , ‘zinde güçler’ in müdahalesi oluyordu. Yani asker, sivil aydın zümre…
Oya Hanım, çocukken bir arkadaşınız “Subay çocuğu donsuz; ne olacak!” demiş size. Anlatır mısınız?
O.B.: 1950’lerin başlarında subayların, askerlerin ekonomik ve toplumsal statüleri düşmüştü. Yeni sınıflar çıkıyordu sahneye. DP bu yeni sınıfların sözcüsüydü. Demek ki o çocuk “Aman işte subaylar ne olacak ki, donsuzlar” lafını evinde duymuş. Ben de donum var, diye donumu gösterdim.
Kitapta “Bazıları 27 Mayıs darbesini askerlerin konumunun gerilemiş olmasına bağlar” diyorsunuz…
O.B.: O zamanlar bu da bir faktördü. Bu gün de, geleneksel  bürokrasi – isterseniz oligarşi deyin –  ordu, yüksek yargı ve kendilerine laik, Cumhuriyetçi diyen kesimler ideolojik hegemonyalarını ve toplumsal statülerini kaybetmekten korkuyarlar. ‘Yaşam biçimleri’ni tehdit altında görmek kadar, hatta daha fazla, statü ve ayrıcalık kaybı ürkütüyor bu kesimleri.
Darbenin isimlerinden Cemal Gürsel’in asker babanızın yakın arkadaşı olduğunu yazmışsınız. O dönemde yüksek rütbeli askerler de “donsuz” gibi konuşmalarından rahatsız mıydı acaba?
O.B.: Babam darbe sırasında ölmüştü. Babamların kendi iç konuşmalarını bilemem. Ama 1954’ten sonra, müdahale olacak konuşmaları yapılırdı.
Asker çocuğu olarak daha sonraki darbelerde tutuklanmaları nasıl yaşadınız?
O.B.: 12 mart 1971’de işkenceden geçip cezaevine konuldum. Annem beni orada gördüğünde “Ben bu zamana kadar askere inanırdım, artık orduya güvenmiyorum” demişti. O zamana kadar ben böyle şeyler söyledikçe öfkelenirdi oysa. Benim yolumu hiç onaylamazdı ama kızını kodese sokmuş olan güce tepkisi 1971’den, hele zde 12 Eylül dadrbesinden sonra iyice pekişti.
Melek Hanım, siz uzun süre Beyrut’ta kaldınız. Ortadoğu’da yaşamış biri olarak şimdi Tunus’ta Mısır’da olanları nasıl değerlendiriyorsunuz?
M.U.: Ortadoğu çok ilginç bir yer. Üç tek tanrılı din, uygarlıklar buradan çıkmış. Çok derin, katmanlı ve kadim bir kültür. O coğrafyaya hep saygı duydum. Mısır’da olanları öngörebilmiştim; oradaki insanları tanıyorum, entelektüellerin, aydınların birikimini görmüştüm. Bu kadar birikimli toplumlarda mutlaka transformasyonlar oluyor. Beyrut’ta yaşarken toplumun çok katmanlı yapısını gördüm. Lübnan’da Hristiyanlar yani Marunitler, namaz kılar.
Neden namaz kılıyorlar?
Maruni arkadaşım, “Dedem bizlere; bizim toplumumuzda hepimiz birarada yaşıyoruz, birbirimizin adetlerine, dinlerine saygılı olmasını bileceksin. Müslüman’ın cenazesinde namaz kılmayı bileceksin” demişti diye anlatmıştı bana. Bak nasıl bir kültür. Ama bu kadim geleneklere bambaşka şeyler empoze ediliyor. Birarada yaşama kültürü tahrip edilmiş. Batı niye yapıyor bunu? Bu yüzden Batı’nın projeleriyle ilgili çok soru var kafamda.
Türkiye’de Mısır’da yaşananlar yaşanır mı?
Çok farklı ikisi. Mısır’da Mübarek’in etrafında, çoğu ordudan gelen inanılmaz bir otokrasi var ve ülkenin bütün zenginliğinin üzerine oturmuşlar. Son gittiğimde Mısır’daki fakirlik gözle görülüyordu.. Seçimler demokratik değil, göstermelik. Muhalefetin yaşam şansı yok. Türkiye’de beğensek de beğenmesek de bir demokrasi var. Orada ise Mısır’ın parasını gasp etmiş, büyük bir adaletsizlikle ve zorbalıkla halkı ezen bir iktidar var. Mübarek’in mutlaka gitmesi lazım.
Kitapta bütün bir hayatınızı anlatıyorsunuz, şimdi nerede duruyorsunuz?
M.U.: Tahrir Meydanı’ndayım. Yeni bir demokrasi, çoğulculuk,  eşitlik, adelet, özgürlük gibi temel kavramlar dünyada daha çok insanı kapsayacak giderek. Şu anki kutuplaşmalar bir gün aşılacak.
O.B.: Ben de 1960 başlarında ütopyam neyse; dünya için, ülke için, insanlar için o zaman ne istiyorsam bugün de aynı şeyleri istiyorum. Bütün adaletsizliklere ve özgürlüklere karşı olan herşeye karşıydım, şimdi de karşıyım. Ama arada dünya değişti, bizler de dersler aldık. 100 yıl öncesinin ütopyasi aynı da kalsa, o zamanın yöntemleriyle devam etmeniz mümkün değil. Hele de kendine Marksist diyen kişi, 1917’nin, 1923’ün, yüz elli yıl, ya da hatta elli yıl öncesinin yöntemlerini, söylemlerini papağan gibi tekrarlayamaz, bunu devrimcilik sayamaz. Ben hep aynı yerde duruyorum, dünya dönüyor.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s