Lidere Boyun Eğmeyen Kadın: Halide Edib

İpek Çalışlar, Latife’den sonra Halide Edib’in hayatını yazdı. “Halide Edib: Biyografisine Sığmayan Kadın” kitabında, Çalışlar’ın “Kadın ve muhalif kimliği nedeniyle kolayca görünür alandan tasfiye edildi” değdi Halide Edib’in genç bir âşık, anne, kitleleri peşinden sürükleyen siyasetçi, cephede savaşan ve sonunda sürgüne gönderilip, linç edilen kadın kimlikleriyle karşımızda.

Çok az fotoğrafı var ondan geriye kalan. Birinde miting alanında; siyah çarşafı rüzgârdan dağılmış, yüzünden endişe okunuyor. Yaşının epey ilerlediği dönemde çekilmiş ikinci fotoğrafta ise sanki biraz zoraki asker selamı veriyor; endişe yerini çizgilerine yerleşmiş büyük bir kırgınlığa bırakmış.

İpek Çalışlar Halide Edib’in, uzun yıllar arayla çekilmiş bu iki fotoğrafı arasında büyük farkı yaratan hayatını yazdı. Çalışlar’ın bu hafta kitap raflarında yerine alacak “Halide Edib: Biyografisine Sığmayan Kadın” isimli kitabında sinema ve dizi filmlere hikâyesi aktarılmış “Handan” ve “Sinekli Bakkal” romanlarının yazarı; milli mücadelede cephede savaşan kadın; “Mandacı” ilan edilip yıllarca sürgünde yaşayan siyasi kişilikten çok farklı bir Halide Edib çıkıyor karşımıza.

Halide Edib’in çok âşık olduğu adam uğruna kendinden vazgeçişini görüyoruz. Çocukları için hayatını feda edebilecek bir anne çıkıyor karşımıza, sonra aynı kadın iki oğlun bırakıp cepheye savaşa gidiyor. Ermeni tehciri nedeniyle Ermenilerden özür dileyip İttihat ve Terakki’yi terk eden; kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanması için, herkesin emirlerine sorgusuz itaat ettiği Mustafa Kemal’e dahi itiraz eden bir kadın o… Sürülmüş, linç edilmiş Halide Edib, gerçekten “Biyografisine sığmıyor.”

Çalışlar’ın kitabında sadece Halide Edib’in bilmediğimiz hayatına vakıf olmuyoruz, arka fonda Osmanlı’nın çalkantılı son yılları ve Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesi akıyor.Çalışlar ile yeni kitabını ve Halide Edip’in hayatını konuştuk…

Neden Halide Edib’i yazdınız?
Bir gün onu keşfettim diyebilirim. 2001 yazında Halide Edib üzerine epey okudum ama kitap yazmayı düşünmüyordum. Önce bir dergi yazısı olarak portresini yazdım. Halide’yi yazmamda arkadaşlarımın kışkırtmasının da payı var ki onlardan biri de Nadire Mater’dir. Latife kitabı ile birlikte bir tarih arayışına girmiştim – dönemleri de aynıydı- sonunda Halide’yi yazmaya karar verdim. Ama Halide, Latife’den 16 yaş daha büyük olduğu için yeniden tarih çalışmak durumunda kaldım.

Sanki bir dönem Halide evin içinde sizle yaşamış gibi…
Öyle oluyor; biyografi böyle bir şey. Tuhaf bir şekilde elimi neye atsam içinden Halide Edib çıkıyor, ondan çok söz eden olmuş.

Halide Edib üzerine yazan çok olmuş ama müfredatta durum bunun tamamen tersi.Halide kitabını okuyunca, aslında okulda bizlere Halide Edib’i hiç öğretmedikleri ortaya çıkıyor...
Evet, ortada gerçeğe uymayan bir Halide Edib öğretisi var. Okullarda ne okuttuklarını da öğrenmeye çalıştım. Öğretmenler Halide Edib’den artık pek bir şey okutulmadığını söylediler. Ama bir dönem daha fazla okutulmuş herhalde.

Neden romancı kimliğiyle edebiyatta, yaptıklarıyla tarihte yer bulması gereken Halide Edib’i bu kadar görmezlikten geliyor Milli Eğitim?
Bunun için ayrı bir çalışma yapmak gerekiyor, Halide Edib kitaplara ne zaman girdi ne zaman çıktı ben bundan çok emin değilim. Ama tabii 1925 yılından 1940 yılına kadar Halide Edip’in bu topraklarda itibarı yok, İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturunca muhalif olduğu için Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan lider kişileri önemli görevler için davet ediyor. Halide de eşi Dr. Adnan ile böyle dönüyor yurda, mebus olacağı yolunda söylentiler çıksa da İnönü Halide Edib’e, İngiliz Filolojisi’ni kurmasını teklif ediyor. Bu siyasi bir pozisyon değil, hatta onun susmasını sağlayacak bir pozisyon çünkü o dönemki üniversite kanunu öğretim üyelerinin konuşması önünde bir engel. Böylece Halide Edib yeniden susturulmuş oluyor. Ama bu dönüşte bir iade- i itibar olduğu için Halide, büyük olasılıkla bu dönemden sonra ders kitaplarına ufak ufak girmeye başlamıştır.

Amerikan Kız Kolejli mezunu Halide Edib’i bir yabancı “Boyalı dudaklarıyla lideri olacağı Türk kadınıyla bir tezat içindeydi” yazıyor… Halide Edib sanki hiçbir yere ait değilmiş gibi, çok seveni de var hiç sevmeyeni de…
Halide Edib, 1922 yılına kadar genelde sevgi ve saygı görmüş. O dönemde onun kadar yüceltilen sevilen bir başka kadın yok. Hatta belki erkek de yok. Kitapları çok satıyor, gazetede köşe yazıyor. Kadınların giremediği kamusal alanlarda yıldız gibi dolaşıyor. Problem 1922 yılında savaşın biteceği anlaşılıp da eşi Adnan ile İstanbul’a dönüşüyle başlıyor. Halide Edib’e bir yer bulunamıyor, onun geleceği büyük bir soru işaretine dönüşüyor. Çünkü Halide Edib muhalif kimliğiyle etrafını sorgulayan, hesap soran, tavrı olan bir isim. Kadın olduğu için çok kolay tasfiye ediliyor. Kadınların zaten hukuken belli pozisyonlara gelmeleri imkânsız. Savaştan sonra eski konumunu kaybediyor ve geriye çekilmek durumunda kalıyor. Burada iç burkan şey şu; Ocak 1923 yılında İzmir’de Mustafa Kemal gazetecilerle röportaj yaparken Halide “Paşam kadınların seçme seçilme hakkı ne olacak” diye sorduğunda Mustafa Kemal’den “Elbet bir çözüm bulunacaktır” cevabını alıyor. Ancak çözüm bulunmuyor, Halide Edib de kadın ve muhalif kimlikleri nedeniyle kolayca tasfiye ediliyor.

Ermeni tehcirine karşı çıkıyor

Halide Edib İttihat Terakki’yi destekliyor Enver, Cemal ve Talat paşalarla sonradan çatışsa bile yakın ilişkisi oluyor. Türkiye tarihinde karanlık bir yeri olan İttihat Terakki’den Halide Edib’i ayırabilir miyiz? Ya da ayrılır mı?
Maliye Nazırı Cavit Bey’e yazdığı mektuplardan başlangıçta İttihat ve Terakki’ye çok saygılı olduğu anlaşılıyor ama “Yeni Turan” romanında çok ciddi bir İttihat ve Terakki eleştirisi var. Arkasından Enver ve Talat ile tartıştığını görüyoruz. Halide Edib’in İttihat ve Terakki’den kopuşu tek parti anlayışının partiye hâkim olmasıyla, demokrasinin çiğnenmesiyle başlıyor. Onun ruhunda bir demokrasi tohumu var ve bu ezilip yok edilemiyor. En büyük anlaşmazlık sanıyorum Ermeni Kırımı nedeniyle başgösteriyor.

Halide Edib 1915’ten önce, 1909 yılında Adana’da gerçekleştirilen Ermeni katliamı için özür diliyor. Onu o dönemde İttihat ve Terakki’den ayıran ve Ermenilerden özür dilemesine yol açan şey nedir?
İttihat ve Terakki iktidara geldiği günlerdeki gibi kalmıyor, giderek diktatörlük rejimine dönüşüyor. O da bunu eleştiriyor. Ama mesela Talat Paşa, Halide Edib’in eleştirilerini “O samimidir” diyerek, anlayışla karşılıyor, onun susturulmasını isteyenlere onay vermiyor.

Halide Edib “Yeni Turan” romanının yazarı ve sonra tehcire karşı çıkıyor… Bir çelişki mi?
Yeni Turan romanı siyasi manada kötü bir roman değil; enteresan bir roman. Bu topraklarda kim varsa herkesin eşit haklar çerçevesinde yaşamasını öngörüyor. “Türk unsuru herkese egemen olsun; Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve diğer milliyetler Türk unsurunun altında yaşasın” anlayışı hiç yok bu kitapta. Yeni Turan’da herkesin eşit ve kardeşçe yaşadığı, kadınların seçme ve seçilme hakkının olduğu bir ülke hayal ediyor Halide Edib.

Mustafa Kemal’e küsüyor…

Halide Edib’in Mustafa Kemal ile kitaba aldığınız çok enteresan bir konuşması var. Mustafa Kemal ona “Emrime itaat edecek misiniz?” diye üsteleyerek soruyor ve Halide Edib bu söze alınarak Mustafa Kemal’e küsüp Karargâhtan ayrılıyor, neredeyse tamamen yalnız bir dönem geçiriyor. Bu konuşma bir kırılma noktası mı?
Bu savaşın devam ettiği, ölüm haberlerinin geldiği günlerde ikisinin arasında geçmiş bir konuşma. Mustafa Kemal karşısında, kendisine sürekli itiraz eden bir Halide Edib görüyor. Bu yüzden ona böyle demiş olabilir. Erkekler liderlere açıktan itiraz etmez genelde ama o bir kadın, alışılmış ilişkilere, geleneksel formata uyamıyor ve itiraz ediyor. Mustafa Kemal sayısız erkek arasında sürekli itiraz eden bir kadına “Sen de benim emirlerime itaat edeceksin” diyor.

Ama sonuçta bir erkeğin, bir kadına karşı tavrı var sanki?
Tabii Mustafa Kemal, Halide Edib sussun istiyor. Mustafa Kemal de kendi açısından gerçekçi bir şey yapıyor; “Ben komutansam sen de emirlerime uyacaksın” diyor. Askerlik böyle bir şey sonuç olarak. Halide Edib ise bütün kadınlığıyla bu kuralı çiğniyor ya da bu kurallar aklına bile gelmiyor. Cephede kendisine üniforma diktiriyor ama bence kendisini asker hissetmemiş ve askerliğin kurallarına da uymuyor.

Orduda kadın gibi mi dolaşmış?
Evet öyle. Ama zaman içinde komutanını selamlayan, itaatkâr bir nefere dönüştüğünü yazıyor.

Ama bu konuşma Halide Edip’i bu kadar küstürdüğüne göre çok kilit bir konuşma olmalı?
Evet, çok kilit. Halide çok kırılıyor, kâğıdını kalemini toplayıp gidiyor, doğaya veriyor kendini. Büyük bir hayal kırıklığı olmalı; çocuklarını arkada bırakmış, ölüm tehlikesini göze almışken bu konuşma çok ağırına gidiyor.

Halide Edib Mustafa Kemal’e âşık mıydı?
Ben âşık olduğunu düşünmedim. Ama hep söylerim savaş koşullarında aşk başka türlü bir şey, başka bir kimyası var. Yani bunu benim barış zamanında anlamam belki de mümkün değil.

Mustafa Kemal, Halide Edib’e âşık mıydı?
Bu daha akla yakın geliyor. Ama burada da bir artı, bir eksi var: ortamdaki tek karizmatik, havalı, birikimli âşık olunabilecek kadın Halide Edib. Ancak, Mustafa Kemal ile aralarında iki üç yaş fark var neredeyse yaşıt gibiler, bu nedenle Mustafa Kemal’in onu âşık olacak kadın kategorisinde görmeyeceğini düşündüm.

Latife kitabına dönersek, Latife’nin Halide Edib’e karşı tavrı neydi?
Latife’nin Halide Edib’e karşı düşüncesini ailesine de çok sorduğum halde öğrenemedim. Latife’nin Halide Edib’i kendisine rakip görmesi için sebep olmadığını düşünüyorum.

Rütbeleri olan kadın Meclis’te yok

Cumhuriyet kurulduktan sonra, savaş yıllarında orduya katılmış omzuna rütbeler dikilmiş bir kadın birden yok oluyor. Orduya girmesine izin veriliyor ama parlamentoya giremiyor…
İşte bu çok ağır, onu esas yıkan bu. Kimi erkeklerin yapamadığını yapmış, cepheye gitmiş çocuklarını bırakmış ve belli ki bunu isteyerek yapmış. Sadece iddia ve hırsla yapılacak şeyler değil bunlar. Savaşın ardından sorun başlıyor, ona bir mevki vermek için harekete geçilmiyor. O da haklı olarak küsüyor. Onun istediği Meclis’e girmek ama kanunların değişmesi gerekiyor. İkinci dileği, Amerikan elçisi olmak İsmet İnönü onu Lozan’a davet ediyor, bu kez o “Çok hastayım” diyerek gitmiyor. Gerçekten hasta mıydı o dönem, yoksa bir grup erkeğin tercümanı olarak çağırdılar da o mu gitmek istemedi bilmiyoruz.

Sanki İsmet İnönü ile ilişkileri Mustafa Kemal ile ilişkilerinden daha iyi değil mi?
Çok sıcak evet. İnönü onun sağlığıyla ilgileniyor, birbirleriyle iyi dost oldukları belli. Anılarında ondan takdir ve sevgiyle söz ediyor.

Halide Edib savaş döneminde Nazım Hikmet’e para gönderiyor, Bolşevizm üzerine yazıları var, Yeni Turan romanı var, milliyetçi dönemleri var… Halide Edib’in ideolojisi nedir?
Ben Halide Edib’in demokrat olduğuna karar verdim. Evet, milliyetçi olduğu dönemler var ama milliyetçiliğe eleştirel bakabilmiş. Enternasyonal yaklaşımları var, dünya vatandaşı olmayı becerebilmiş. Liberal olduğunu da söyleyebiliriz. Anikomünizm takıntısı var. Ama yalnız kendisine değil, karşıt fikirli olana da özgürlük isteyen bir kadın. Anladığım kadarıyla sürgünde yaşamak onu bilemiş ve herkes için demokrasi istemeyi bilmiş.

Anıları Türkçeye çevrilmiyor

Halide Edib anılarını İngilizce yazıyor ve bunlar halen Türkçeye çevrilmedi?
Çünkü anıları çok sert.

Sert derken…
Yani Mustafa Kemal ile ilgili yazdıkları, kendisini hiç sınırlamadan öfkesini dile getirdiği satırlar. Bu kadar önemli bir insan ülkesini terk etmek zorunda kalıyorsa öfkesini bu şekilde dile getirmesi normal. Bence burada da kadınlığından gelen dobra bir tavrı var, erkeğin politika yapışına benzemiyor onunki. Köprüleri yakıveriyor. O kitabı yazdıktan sonra Dışişleri harekete geçiyor öfkeler dile getiriliyor.

Atatürk ne yapıyor?
Ne yaptığını bilmiyoruz ama Halide Edib’e karşı bir basın saldırısı oluyor.

Halide Edip’in Türkçeye çevrilmeyen anı kitabı “The Turkish Ordeal” kitabını yazmaya iten neden sizce neydi?
Mustafa Kemal’in Nutuk’una cevap vererek, tarihe not düşmek istiyor, tarihte iz bırakmak istiyor. Amacının, Milli Mücadele yıllarında yaşananları genç kuşaklara aktarmak olduğunu söylüyor. Oğullarına o yılları anlatmak isteği de var. Bizlere de tarihi bakmak için alternatif bir pencere açıyor.

Ve linç kampanyası başlıyor…

1928 yılında, Milliyet Gazetesi’nde Orhan Seyfi, İkdam’da Yusuf Ziya ve Milliyet’te Mahmut Soydan’ın yazdığı yazılardaki o linç havası geniş bir kitleye de hâkim miydi, yoksa bu yazılar üç öfkeli yazarın üç yazısı kadar mıdır? Milli Mücadele’nin kahramanı bir kadın nasıl oldu da birden açık açık iffetsizlikle suçlandı?
Herkesin suskun olduğu, baskı rejiminin hâkim olduğu yıllarda yayımlanan propaganda kokulu bu gazete yazıları Halide’nin hayranlarını, onun gibi düşünenleri korkutmuştur ama herhalde inandırıcı gelmemiştir. Kitle önderi olmuş isimleri yerden yere vurmak baskı rejimlerinin eski hastalığıdır. Abdülhamid’i tanımış bir toplum için yaşananlar sürpriz bile değildi diye düşünüyorum. Kadını itibarsızlaştırmak için onun iffetini masaya yatırmak da en eski, en klasik yöntem zaten. Utanç verici yazılar bunlar…

Bütün bunlara Halide Edip ne dedi? Bu linç kampanyasını bekliyor muydu? Bu üç yazıyla ilgili, dostlarına yazdığı mektuplarda kırgınlığını dile getirdi mi?
Bu konuda bir mektup yok elimde. Mutlaka canı sıkılmıştır.

Mahmut Soydan’ın yazısında iddia ettiği gibi Atatürk, Halide’nin kitabı üzerine “İt ürür kervan yürür” demiş olabilir mi?
Mahmut Soydan, Mustafa Kemal’e yakın bir isim. Zaten onun söylemediği bir cümleyi yazısına koymaya cesaret edemez.

Cumhuriyet tarihi Halide Edib’e neden sahip çıkmamış?
Cumhuriyet tarihi Halide Edib’i mandacı kadın ilan edip yanlış bir yere oturtmuş.

Bianet – 1 Mayıs 2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s