Çocuk haklarına mı inanalım hendeklere mi düşelim?

“Nereden çıktı bu çocuklar?” Son birkaç aydır, gözüne far tutulmuş tavşanın şaşkınlığı ve korkusuyla pek çok kişi birbirine bu soruyu soruyor. Barikat kuran, hendek kazan, eylemlere katılan, çatışmanın birden bire tarafı olan bu çocuklar nereden çıktı? Cevapların ağırlığı hareketsiz bırakıyor olsa gerek cümle bir soru olmaktan uzak aslında, daha çok içinde “Mutlu, güzel günlerimizde buralar hep dutluktu” özlemini ve körlüğünü barındıran, “Ortalık zaten karışık, nereden … Okumaya devam et Çocuk haklarına mı inanalım hendeklere mi düşelim?

Ankara katliamı ve gündelik ırkçılık

Taziye çadırı, katliam haberi gelmeden önce çocukların oyun oynadığı, dört apartmandan oluşan blokun ortasındaki bahçeye kurulmuştu. Bu kez ortalıkta dolaştıkları için azarlanan çocuklar, gözden uzak duvar diplerine saklanmış sıkıntıyla oturuyor, ama hepsi ne olduğunu anlamaya çalışan meraklı gözlerle etrafı seyrediyordu. İki apartmanın arasına, siyah zeminin üzerinde “Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız, İsyandayız.Korkmayacağız, Yılmayacağız,  Unutmayacağız” yazan pankart asılmıştı. Ankara’da Barış Mitingi’nde bombalı saldırıda katledilen 102 insanın yedisi Alanya’dan … Okumaya devam et Ankara katliamı ve gündelik ırkçılık

Yurttan Sesler Korosu

Zeki Müren, Orhan Gencebay ve Sezen Aksu’yu ve onların ikonlaşmış şarkılarını inceleyen Martin Stokes’un Aşk Cumhuriyeti: Türk Popüler Müziğinde Kültürel Mahrem adlı kitabı, Türkiye’nin 1950 sonrası kültürel yaşamının popüler müzik yoluyla anlatılmış bir tarihçesi. Yazar, müzikal olanla politik olanın ilişkisini kavramaya çalışıyor.  Okumaya devam et “Yurttan Sesler Korosu”

“Türkiye, Nazi soykırımnın suç ortağı”

Eyüp’te işlenen seri cinayetler ve bir aşk hikâyesi… Çıt Yok’ta savaşa dair tek satır yok ama aslında 2. Dünya Savaşı’nı anlatıyor. Yazar İsmail Güzelsoy, birbiriyle ilgisiz görünen olayların bağlantısını “İnkârı tercih ediyorsanız kitabımı bir aşk hikâyesi olarak da okuyabilirsiniz” cümlesiyle kuruyor.  Okumaya devam et ““Türkiye, Nazi soykırımnın suç ortağı””

Bir haberin hikâyesi

Zorlama haberler; “Git demişler” misal, “Terörün gölgesinde yaşamları yaz.” Yıl: 2008 kışı. Yer: Van. Haber müdüründen peş peşe gelen telefonlar, “Onu da sor, bunu da sor!” diyor. Sorular hakikate teğet bile geçmiyor. İstanbul’da masa başında haber çoktan kurgulanmış, kurguya göre sorular hazır, yanıtlar da buna uygun olsun isteniyor. Fotoğrafların nasıl çekileceği, köylülerin objektife nasıl bakacağı da önceden belli; nihayetinde dergi bu, “görsellik çok önemli şekerim.” … Okumaya devam et Bir haberin hikâyesi

Neşeli günler

Küçük Enişte’nin ölmesi hiç iyi olmadı; hayra alamet değildi biliyorum.  Küçük Enişte ile birlikte sanki geçmişten, doğrusu çocukluğumdan, yeri dolmayacak bir şey daha eksildi gibi oldu. Biz o zaman 4 kardeş, bir düzine kuzen, bir de annemin yakın arkadaşı – zaten hepi topu kaç kişiydiler- Tülay Teyze’nin 3 oğlu, bir ormanın yamacına dizilmiş yan yana köylerde büyüdük.  Köy dediğim, merkezinde bir kilisenin ve onun etrafında … Okumaya devam et Neşeli günler

Çocuklar ölürken sustuk; susuyoruz

“İnsan Auschwitz’ten sonra yaşayabilir mi?” diye soran Adorno, insanlığın en büyük suçuyla insanın artık yaşamasının mümkün olmadığını yüzümüze haykırmıştı da biz  bunu unuttuk. Fıtratımızda susmak vardı, sustuk. En karanlık tarafımıza bakmak yerine, sırtımızı çevirip tam aksi yöne doğru yürüyünce, neme lazım şimdi, o uçuruma yuvarlanmayız zannettik. İçimizde en iyi niyetlileri -belki- böyle düşündü. Bazılarımız var ama, hiç az değiller ve onları ‘devlet’ diye biliyoruz, içimizdeki … Okumaya devam et Çocuklar ölürken sustuk; susuyoruz